Altı Noktayla Yaşama Tutunma

ALTI NOKTAYLA YAŞAMA TUTUNMA

 

Hepimizin hayatında en az bir kerede olsa maruz kaldığımız bir soru vardır…

    “Bir ıssız adaya düşseniz,yanınıza  alacağınız 3 şey?” Sonrasında düşünürüz bizim için en önemli 3 şeyi sıralamaya çalışırız.

    Şimdi ben bu soruyu size şöyle sormak istiyorum”5 duyu organınızdan 1’i olmadan yaşamak zorunda kalsanız,hangisini feda edersiniz?.”

    Eminim ki önce hepiniz bencillik edip,bu soruya “hiçbirini”diye cevap vereceksiniz.Ama birini feda etmek zorunda kalsanız diye ısrarla soruma cevap istesem,düşünmeye başlarsınız!!!

GÖZ

KULAK

BURUN

DİL

DERİ

      Sonra birini seçmeye çalışırsınız.Belki dil,yada deri,yada burun(koku alma duyusu),çok azınız duyma,ama hiç biriniz gözü feda etmeyi göze alamazsınız.

    4yıl boyunca her sabah ve akşam görme engelliler okulunun önünden geçerken içimden,benim bu okulda çalışmam imkansız olsa gerek diye düşünürdüm.Bu okulda öğretmenlik yapmak için özel eğitim alınmasının şart olduğunu sanırdım.Derken günler su gibi akmaya devam ediyordu.Tesadüflerle dolu olan bu hayat inanılması güç bir tesadüfle benim hayatımdaydı.Okul değişikliği yapmak zorunda kaldım ,ne tesadüftür ki tayinim bu görme engelliler okuluna çıktı.Başlangıçta  “ben orada eğitim veremem,hemde Matematik dersi,çocuklara bunu nasıl anlatırım?Üçgeni,kareyi,altıgeni,prizmaları”çok büyük bir endişe yaşadım.Şimdi ben bu okuldaki öğrencilerin eğitimi  açısından nasıl bir yol izleyecektim .Okuldaki diğer öğretmenler beni iknaya çalıştılar.”Senden önceki öğretmenlerde senin gibiydi,bunca yıldır bu okula görme engelliler eğitimini alan Matematik öğretmeni gelmedi.O yüzden onlar nasıl yapabildiyse,sende pekala yapabilirsin diyerek beni ikna ettiler”Büyük bir heyecanla okula başladım,sanki öğretmenlik hayatım yeni başlıyordu.Oysa 20 yıldır öğretmenlik yapıyordum.

    Herşeye yabancıydım,önlerinde defter yerine mavi koskoca bir dikdörtgen şeklinde tablet vardı.Ellerinde  de tornavida görünümlü bir cisim,sonrasında bu cismin onların kalemleri olduğunu öğreniyorum.Onu  tornavidayla kutunun içine tık,tık,tık…..batırıp duruyorlar.Ahenkli bir tık,tık,tık, sesi sınıfı dolduruyor,sonra sorduğum soruları kafalarında toplayıp,çıkarıp,çarpıp,bölüp cevabı söylüyorlar.

    Birgün öğretmen masasının çekmecesinde bir eğe gördüm,panikledim “Aman çocuklar,bu ne arıyor burda?diye sordum.Hep birlikte güldüler;

-Hocam o bizim kalem açacağımız dediler 

-Nasıl yani?

-Bizim kalemlerimizin ucu,zamanla köreliyor bizde bununla açıyoruz.

    Eğe ile tornavida görünümlü kalemlerini alıp,bana nasıl kullanıldığını gösterdiler…Oysa defalarca eğe görmüştüm.Ama eğenin böylesine kutsal bir görevi olduğunu ilk defa görüyordum.Çok etkilendim.Eğenin artık gözümde değeri yükselmişti,sıradan bir araç gereç değildi…

   Benim için enterasan olan sadece bu değildi…Öğlen yemek yiyebilmek için,yemekhaneye iniyorlar ve hepsi sırayla  önce ellerini yıkayıp sonra yemeklerini almak için düzenli bi şekilde sıralanıyorlar hemde birbirlerini iteklemeden ve saygısızlık yapmadan,ardından yiyecekleri yemeğin ne olduğunu anlayabilmek için ya dokunuyorlar yada kokluyorlar ve ilk o gün ne yiyeceklerini anlayan çocuklar diğerlerinin “Bugün yemekte ne var?” sorusunun cevabını “yoğurt,çorba,dolma,makarna var”diyerek yanıtlıyorlar,çünkü onlar gözleriyle değil elleriyle gören çocuklar.Yemekten sonra bahçeye top oynamaya çıkıyorlar,biri kaleci oluyor ve bir kaç kişi belli bir mesafeden ona gol atmaya çalışıyorlar ve bu çocuklar o kadar hassas ve düşünceliler ki kalede duran arkadaşlarının topun çarpmasıyla zarar görmemesi için yavaş bir şekilde topa vuruyorlar.Toplarının içinde zil var,sağa sola kaçan topu bu zil sayesinde takip edip bulabiliyorlar.Tenefüs bitipte sınıfa girdiğimde karanlıkta oturuyorlardı,boş bulunup “neden karanlıkta oturuyorsunuz?”deyip ışıkları açıyorum,neyseki çocuklar anlamıyorlar.Onlar için karanlık diye birşey yok!!!!!Karanlık yada aydınlık onlar için soyut bir kavram…Sınıfın kapısının sesine odaklanmışlar,kapının sesini duyduklarında hep birlikte  ayağa kalkıyorlar ve gerçekten öğretmenlerimi geldi diye pür dikkat dinliyorlar

-Günaydın çocuklar,diyorum.

-Günaydın öğretmenim diyorlar hep bir ağızdan mutlu ve güler yüzlü

-Oturun diyorum.

    Sınıfı gezerken ilk dikkatimi çeken şey sınıfların temizliği,yavaş yavaş yürüyüp çöpleri,çöp kutusunu bulup içine atıyorlar.Gören çocukların sınıflarında çöp kutusunun etrafı çöple dolu olurdu…Eskiden derse girdiğim her sınıfta önce yere atılan mendilleri,çikolata ve cips poşetlerini temizletir sonrada onlara nasihat ederdim uzun uzun,sınıfınızı eviniz,odaniz gibi düşünün ve temiz tutun bakın burda çöp kutusu var,kutunun içine değil de niye yerlere çöp atıyorsunuz?diyordum……

    Öğretmenler nöbetçi oldukları günlerde koridorlarda dolaşır,bende nöbetçi olduğum günlerde koridorlarda  dolaşırken en çok tuvaletlerin temizliği dikkatimi çekti.Duvarlarda sıvı sabunlar asılı ve öğrenciler bu sabunlardan çok azını ellerine döküp temizliklerini yapıyor ve ellerini yıkıyorlar,suların aktığı çeşmeleri asla açık unutmuyorlar,sıvı sabunları bir günde bitirmiyorlar.Bu okulda geldiğim günden beri hergün yeni birşey öğreniyorum.Okulun kapısından içeri girince sanki bir uzay istasyonuna giriyorum,bambaşka bir dünya burası,görmeyenlerin dünyası!!!!!!!!

-Güneş’in doğuşunu ve batışını sıcaklığı ile anlayan çocuklar…

-Gökkuşağının renklerini alı,moru,sarıyı,yeşili,maviyi yürekten hisseden çocuklar…..Örneğin bayrağın kırmızı renk olduğunu biliyorlar ama Nasıl bir kırmızı bilmiyorlar……

-Arkadaşlarını göremeyen ama yürekten gönül gözleriyle kucaklarını açan çocuklar

-Deniz’in mavisini,doğanın yeşilini,gökyüzünün bulutlu ve güneşli halini;dalgaların sesinden,Çimen’in kokusundan,soğuktan ve sıcaktan görebilen çocuklar……

    Hayatlarını kolaylaştırmak için sürekli birbirlerine yardım etmeye çalışıyorlar.Herbirinin daha yetenekli oldukları alanlar var,merdivenden inmeyi daha iyi yapabilenler yanındakilerinin elini tutup”Gel arkadaşım,sana yardım edeyim”diyor ve arkadaşının elinden tutup yavaş yavaş iniyorlar.

    Beni en çok etkileyen ve şaşırtan olaylardan biride,öğlen paydosunda sıralarında oturup sohbet etmeleri yada müzik dinlemeleri…..

    Hayatımızın içinde orda,burda,biryerlerde karşılaşmışız ama hep gören gözümüzden kaçırmışız,dikkatimizi bile çekmemiş,görme engelli dendiğinde aklımıza gelen tekşey ellerindeki beyaz baston….

    Okula büyük endişelerle başlamıştım.Artık endişelerimin yerini huzur,mutluluk almıştı.Acıma duygumun yerinide ,onları anlama sevgi ve saygı….Toplum olarak onlara acımak yerine anlamaya çalışmamız eminim ki onları daha mutlu edecektir.

    Bu dostluğu,bu kardeşliği,bu güzellikleri yaşamak için toplumca hep beraber görmesemiydik acaba?O Zaman birbirimize daha saygılı,sevgili,daha anlayışlı ve özverili olup daha mutlu olurduk!!!En azından siz okurlarımdan rica ediyorum bu yazıyı okuyup bitirene kadar empati yapın….!!!!!!!!

 

                 HÜLYA GÜNTAŞ

 

 

sosyal medyalarda paylaşalım
error0

Bir cevap yazın