Çanakkale Zaferinde benim dedelerim de şehit oldular

“ÇANAKKALE ZAFERİNDE BENİM DEDELERİM DE ŞEHİT OLDULAR ”

Cahillik üç türlüdür;

1)Hiçbirşeyi bilmemek…

2)Gerekenleri bilmemek..

3)Bir sürü gereksiz şey bilmek…

Thomas Fuller’in bu güzel sözü üstüne,bizim ülkemize dönüp baktığımızda 1. ve 2. Maddelerde var ama ,3.maddede anlatılan yapıda insan sayısı daha çok var.Hepimiz herşeyi biliyoruz sanıyoruz ancak bildiğimiz tek şey “bir sürü gereksiz şeyi bilmek”!!! Film Suruç olayıyla başlamıştır.Pırıl pırıl 31 genç IŞİD’e kurban edilmişti.Arkasından iki polisin ölümüyle olaylar zinciri başlamıştı. Dağlıca’da şehit düşen askerlerimizin acısını yüreğimde hissettim.Analarının,babalarının,akrabalarının kulaklarımı tırmalayan görmezden duymazdan gelemeyeceğimiz feryatlarını duydum.Empati yapıp o anaların yerine koydum kendimi,çektikleri acıyı ta yüreğimin derinliklerinde hissettim. Ana demişken askerde en çok evlatlar analarını özlermiş…

Bir askere “burda en çok kimi özledin diye sorulduğunda”cevabı “ANAM” olurmuş.Bir asker şehit düştüğünde de son sözü yine “ANAM”mış…Askerin ise anasına vereceği en güzel hediye teskeresini alıp ana ocağına sağsalim dönmesidir. Eskiden ninelerimiz,dedelerimiz bizlerle yaşardı.Bir çoğumuz onların anlattıkları masallarla büyüdük.Benim ninemde (annemin annesi )bizimle yaşardı.Sürekli anlattığı bir hikaye vardı.Ninemin sürekli bu hikayeyi anlatmasına öfkelenirdim bu öfkemin çeşitli sebepleri vardı :

1)Ninemden sürekli aynı hikayeyi duymak istemiyordum.

2)Her defasında hikayeyi anlatırken gözyaşı dökmesine üzülüyordum.Onu bu kadar üzen,inciten,acıtan hikaye’ye kızıyordum.

3)Onu üzgün görünce bende hüzünleniyordum.

Oysa, böyle duygular hissetmek değil hikayenin tadını çıkarmak istıyordum. Ninemin yıllarca durmadan,usanmadan bi an olsun sıkılmadan anlattığı hikaye şöyleydi; Hem babam hem dayım hemde eniştem (teyzemin Kocası) birlikte savaşa gittiler diye cümleler dökülmeye başladığı an,gözünden de inci taneleri gibi yaşlar süzülmeye başlardı.Ama gittikleri savaştan bir daha geri dönmediler.Ben,kız kardeşim annem ve 7 yaşında erkek kardeşim damın dibinde öksüz kaldık.Kimsemiz yoktu.Annem komşunun verdiği ekmekleri üç kardeşe pay ederdi.Bir süre sonra açlıktan ve bakımsızlıktan erkek kardeşimiz öldü.Acımız daha da arttı.Annemin gözyaşı ağlaması katmerleşerek artmıştı.Bir kaç yıl sonrada annemin gözleri kör oldu.Artık evde gözleri görmeyen bir anne ve iki genç kız kalmıştık.Annem hiçbirşey yapamadığı için çareyi beni evlendirmekte buldu.Neredeyse babam yaşında birine verdi beni,en azından senin hayatın kurtulsun dedi.Hikaye böyle acı şeylerle devam ediyor.(ilerde Allah nasip ederse kitabını yazacağım bu hikayenin) Çocuktum ama yinede canım yanıyor,içim sızlıyor,tüylerim diken diken oluyordu.Nineme sarılıp ağlıyor onu teselli etmeye çalışıyordum.Yaşım ilerledikçe onu daha iyi anlamaya başladım.Babası,eniştesi,dayısı birlikte “ÇANAKKALE SAVAŞI”na gitmişler ve orada şehit düşmüşlerdi.Cenazelerini bile görmek,topraklarına kapanıp ağlamak nasip olmamıştı!!! Artık hikayeyi duyduğumda ,öfkenin yerini “GURUR” almıştı okulda…Derslerde öğrendiğimiz “Çanakkale Zaferinde “benim dedeleriminde emeği vardı.Orada “şehit” olmuşlardı. Gerçektende bu ülke “TÜRKÜYLE,KÜRDÜYLE birlikte omuz omuza savaşılarak,şehit kanlarıyla yıkanarak,cesurca, “Çanakkale zaferi”ile tarih yazmıştı!

 

Çanakkale zaferinin üstünden yaklaşık olarak bir yüzyıl geçti.Yüzyıllardır birlikte taşını,sıvasını,harcını birlikte karıştırıp”kardeşlik duvarını”örmüşüz.Zaman zaman ufak tefek kusurlarımız olmuştur.Bu kusurları birbirimize karşı düzeltmek için çaba göstermişizdir. Şimdi diyorlar ki ;Yüzyıl sonra bir “Saray Ağası “ortaya çıktı.Bir takım kirli hesapları ve çıkarları yüzünden birlikte ördüğümüz kardeşlik duvarını yıkmaya çalışıyor.Kardeşlerde kısmen bu oyuna gelerek birbirlerini boğazlıyorlar.Birbirlerini boğazlamak için kendilerine göre sebeplerin üzerine biraz ketçap,mayonez,tuz ve yurt dışından gelmiş çeşitli baharatlar serperek tadını ve lezzetini arttırmaya çalışıyorlar. Kürt Milliyetçileri etnik ava çıkmış gibi nerede bir Türk bayrağı yada Atatürk büstü görse bunları indirmeye çalışıyorlar. Türk Milliyetçileri de Kürt sandıkları herkesi Linç etmeye çalışıyorlar.Doğu ve güneydoğu’ya giden otobüsleri durdurup insanları dövmeye kalkışıyorlar.Batıdaki Kürtlere ait işyerleri yağmalanıyor.İnşaat ve tarım işçileri linç edilmek isteniyor. Hatırlayalım Yozgat’ın girişindeki tabelaya “it girer,Kürt giremez”diye yazı yazanı…Kısacası her Kürt vatandaşını P.K.K”lı görüp cezalandırmaya çalışıyorlar Yazımın başında demiştim ya cahillik üç türlüdür diye üç maddeyide bu saydıklarımın içinde görebilirsiniz. Şimdi birlikte kurduğumuz bu ülkenin bir şehrinde 120.000 insan 8 gün boyunca silah zoruyla içeri tıkıldılar.Orada nefes almak yasak,su içmek yasak,çocukların dışarı çıkması yasak!yasak!yasak!yasak….

Çocuğu içeride tutmak kolay mı?Ne anlar çocuk savaştan?Ne anlar sokağa çıkma yasağından!Nitekim çıktılar da sokağa ve birer birer keskin nişancılar tarafından alınlarından vuruldular!Anaları çocuklarının cesedlerini derin dondurucuda günlerce saklamak zorunda kaldılar deniyor .Eğer öyleyse ,Çocuklar patır patır vurulurken,kardeşleri yanlız onları izlemekle yetinebildi.Kardeşlik ve dostluk ,birbirimizin değerlerine saygı göstermekle korunur.Bunu yüzyıldır nasıl başardıysak ,bundan sonrada başaracağız…

Buradada biz demokratlara,solculara,ülkesini seven her vatandaşa birlikte ördüğümüz kardeşlik duvarının yıkılmaması için,büyük görevler düşüyor.Herkes kendi tarafındaki uçlara karşı çıkmalıdır.Birilerinin kendi şahsi ihtiras ve hedefleri için ülkemizi,ailelerimizi heba etmek istemesine bütün gücümüzle karşı çıkmalıyız…

Kaşkarlı Mahmut’un güzel bir sözü var;”Dil ile düğümlenen,diş ile çözülmez.” Atalarımız kardeşlik bağlarını dil ile bağlamışlar.Şimdi  terör örgütleri dişleri ile bu bağı çözmeye çalışıyorlar.Buna müsaade etmeyelim.Atalarımızın dil ile düğümlediğini sizler diş ile çözemezsiniz!

                                                           Hülya GÜNTAŞ 

 

 

sosyal medyalarda paylaşalım
error0

Bir cevap yazın