Kadınlar tesadüfü sevmez – Arzu Güven

KADINLAR TESADÜFÜ SEVMEZ.

 

Bazı tarihler tesadüf değildir. Örneğin; 8 Mart dünya emekçi kadınlar günü ya da 25 Kasım kadına yönelik şiddet ile mücadele günü.

8 Mart 1857’de ABD’nin New York kentinde kırk bin dokuma işçisi çalışma koşullarının iyileştirilebilmesi için greve gidiyorlardı, kırk bin işçinin büyük çoğunluğu kadınlardan oluşmaktaydı,

Polis greve gidenleri fabrikaya kilitliyor dışarı çıkmamaları için barikatlar kuruyordu, gösteri sırasında çıkan yangın nedeni ile 129’u kadın olmak üzere yüzlerce işçi acı bir şekilde can verdi.

 

25 Kasım kadına yönelik şiddet ile mücadele günü de ne yazık ki tesadüf değil, 1960 yılının Kasım ayın da Dominik’te Trujillo diktatörlüğünün kadına yönelik tavırlarına karşı mücadele de öncü olan

Patria, Minerua ve Marria isimli üç kız kardeşin tecavüz edildikten sonra öldürülmesi ile bu kara gün ilan edilmiş yani bedeller ödenmiştir.

Kadına ait olan hiç bir tarih tesadüf değildir. Çünkü kadınlar sinmezler, sindirilemezler, susmazlar, susturulamazlar ve bir meta olarak asla kullanılamazlar.

 

Bu anmalar sadece bir güne sığdırılmış olabilir fakat kadınlarımız her gün öldürülüyor, şiddete maruz kalıyor ne yazık ki bu genellikle sevdikleri tarafından oluyor.

Bazen bir koca, bir baba, bir ağabey ve ya bir oğul tarafından olabiliyor. Çoğu zaman “namus” adı altında işleniyor.

Namus nedir? Kime göre ve neye göre Namus!?

 

Doğduğumuz zaman biyolojik cinsiyetimiz bellidir, sonra yaşadığımız toplumun ritüellerine göre şekilleniriz.

Örneğin; Kızlar etek giyer, Erkekler pantolon giyer, yuvayı dişi kuş yapar, Erkek evin direğidir, Kadın yemek yapar vs gibi kalıplar.. İşte bu toplumsal cinsiyet ayrımcılığıdır.

Kadınlarımız yasalar da eşit temsiliyet hakkına sahip olmasına rağmen bu güne kadar çağdaş hak ve eşitliğe dayalı bir statü kazanamamasının temel sebebi kadının toplum da ki algılanma biçimidir.

Toplumsal cinsiyet ayrımcılığına mâruz kalan kadınlar, siyâsal, yasal , sosyal ve ekonomik haklara sahip olmakta bu hakları kullanmakta eşitsizliklere uğramışlardır.

 

Günümüz dünyasında kadın ve erkek, iş hayatın da birlikte yer almalarına rağmen geleneksel algılar maalesef kırılamamıştır.

Günümüz Türkiye’sin de kadına şiddet her geçen gün artmakta, son rakamlar ise % 1400’lere varmaktadır.

Hükümet görevlilerinin, sözde din alimlerinin “kadın her yerde kahkaha atmayacak”, “hamile kadın sokakta gezmeyecek”, “Erkek yeri gelir annesinin diz kapağından etkilenir”, “Erkek kendi kızını kucağına almayacak”

“6 yaşın da ki bir kız çocuğundan eş olabilir” gibi ve daha nice kötü söylemler ile birlikte Kürtaj ve Sezeryan gibi yasaklar ile kadınlar aşağılanmakta ve cinsel bir obje olarak kullanılmaktadır.

Şu unutulmamalıdır ki güçlü kadın güçlü toplum demektir. Ben kadınlarımızı bilinçlenmeye, sorgulamaya, ayağa kalkmaya ve bu cinsiyet ayrımcılığına karşı direnmeye davet ediyorum.

Kadın varsa dünya var! Yoksa her yer karanlık..

 

Sözlerime Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu dizeleri ile son vermek istiyorum;

Ey Kahraman Türk kadını! Sen yerler de sürünmeye değil, omuzlar üzerin de göklere yükselmeye laiksin…

 

Arzu Güven.

Bir cevap yazın